Yeni Çalışma: İklim, Doğum Cinsiyetini Belirlemede Beklenenden Daha Büyük Bir Rol Oynuyor
February 26, 202674 GörüntülenmeOkuma Süresi: 2 dakika

Yazı Boyutu:
16
Yeni bir bilimsel çalışma, sıcaklık artışlarının ve iklim değişikliklerinin doğrudan erkek ve dişi doğum oranlarını etkileyebileceğini ortaya koydu ve bu durum uzun vadede demografik yapıyı yeniden şekillendirebilir.
Sıcaklık ve Doğurganlık: Dişiler Daha Fazla
Çalışmayı Oxford Üniversitesi gerçekleştirdi ve Sahra Altı Afrika ile Hindistan'da 33 ülkede 5 milyondan fazla doğumu analiz etti. Daha sıcak hava koşullarının, özellikle sıcaklığın 20 dereceyi aştığında, dişi doğum oranlarını artırma eğiliminde olduğu gösterildi.
Araştırmanın başındaki Dr. Yasemin Abdülgani, aşırı sıcaklığın sadece bir sağlık tehdidi olmadığını, aynı zamanda fetüslerin hayatta kalmasını ve ailelerin doğurganlık düzenlemelerini etkileyen temel bir faktör olduğunu belirtti. Bu durum, toplumlarda cinsiyet dengesi üzerinde de yansımaktadır.
Bölgelere Göre Farklı Etkiler
Çalışma, etkilerin bölgeler arasında farklılık gösterdiğini belirtti: Sahra Altı Afrika'da, annelerin sıcaklık stresi, doğumdan önce daha fazla erkek fetüsün ölümüne yol açarken, Hindistan'da etkiler genellikle hamileliğin ilerleyen dönemlerinde, özellikle daha yaşlı kadınlar ve daha önce erkek doğum yapmamış olanlar arasında görülmektedir.
Ayrıca, çalışma, cinsiyet oranının dünya genelinde eşit olmadığını, genellikle 100 dişi için 101-102 erkek doğduğunu, ancak bu oranın iklim ve erkek tercihine dayalı sosyal uygulamalar gibi faktörlerden etkilenebileceğini vurguladı.
Mevsimlerin Erkeklerin Doğurganlığı Üzerindeki Etkisi
Ayrı bir çalışmada Manchester Üniversitesi, Danimarka ve Florida'dan 15 binden fazla örneği analiz etti ve sonuçlar, sperm kalitesinin yaz aylarında zirveye ulaştığını ve kış aylarında düştüğünü gösterdi. Bu, sürekli sıcak iklimlerde bile geçerlidir ve bu durum, sıcaklığın tüm değişiklikleri açıklamadığını göstermektedir.
Profesör Alan Beasley, sonuçlar hakkında şunları söyledi: "Bu mevsimsel desenlerin tamamen farklı iki iklimde tekrarlanması şaşırtıcı, bu da çevre ile doğurganlık arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak için daha fazla çalışmanın kapısını açıyor."